Deprem sonrasında ne tür travmalar yaşanabilir?

Travma, insanın gerek ruhsal/duygusal gerekse fiziksel sağlığını tehdit eden olay olarak tanımlanıyor. Cinsel tacizlerden bir yakınını kaybetmeye, büyük kazalardan deprem, sel, tsunami gibi afetlere kadar pek çok olay kişinin travma, ardından travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), depresyon, anksiyete, yas süreci, alkol ve madde kullanımı (vb.) yaşamasına sebep olabiliyor. Çünkü insanlar bu tür durumlarda olağanüstü bir deneyim yaşıyor ve taşıyabileceklerinden çok daha fazla duygusal strese maruz kalıyor.

Örneğin deprem gibi afetler, öncelikle insanların en temel ihtiyacı olan “güvende olma” duygusunu ciddi biçimde sarsıyor ve beraberinde travmayı getirebiliyor. Bildiğiniz gibi 6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan Kahramanmaraş merkezli deprem, 10 şehrimizi, özellikle Kahramanmaraş ve Hatay’ı yerle bir etti, 50.000’den fazla insanın ölümüne, 100.000’den fazla insanın yaralanmasına ve binlerce binanın enkaza dönmesine yol açtı. Yaşanan gerçek bir trajediydi.

Deprem anında dışarı çıkmayı başarabilenler yakınlarının enkaz altında kalmasına, ölmesine tanıklık etti. Bu süreçte yoğun bir acı, acizlik, çaresizlik, kaygı duygusu yaşadı. Büyük olasılıkla bu duygulara, kendilerinin kurtulmuş ama anne babalarının, çocuklarının, kardeşlerinin ölmesinden dolayı yaşadıkları suçluluk duygusu eklendi. Kurtulduktan sonra evlerine girememek, sokaklarda veya çadırlarda yaşamak, her türlü mal varlıklarını kaybetmek de tabii ki travmayı ağırlaştıran faktörlerdi.

Daha ağır bir travmayı ise saatlerce, günlerce enkaz altında kaldıktan sonra kurtarılan depremzedeler yaşadı şüphesiz ki! Depremzedelerin bu travmayı belki de bir ömür boyunca taşımaları mümkün.

Depremzedelere yardıma koşan, canla başla kurtarma çalışmalarına katılan ama tabii ki bu süreçte sayısız acıya tanıklık edenlerin de travmalara açık olduklarını söyleyebiliriz.

Kişilerde neler gözlemlenebilir?

Travma sonrasında kişiler acı, acizlik, çaresizlik, kaygının yanı sıra aşırı sinirlilik, karamsarlık, umutsuzluk, endişe, korku, öfke, dikkat dağınıklığı, unutkanlık, depresyon, anksiyete, uykusuzluk, kâbuslar, yeme bozukluğu, depremin yaşandığı yerden kaçma isteği de yaşayabiliyor. Aynı zamanda bu duygusal ve davranışsal tepkiler kronik ağrılar, sindirim sistemi sorunları, mide bulanması, kalp sıkışması, nefes darlığı, kronik yorgunluk (vb.) gibi fiziksel rahatsızlıklara da dönüşebiliyor. Rahatsızlıklar çok kısa sürede ortaya çıkabileceği gibi haftalar, aylar sonra da görülebiliyor. Bu duygudurumları ve davranışlar normaldir, ancak bir aydan daha uzun sürerse kronikleşebilir de.

Ne tür destekler sunulmalıdır?

Travmalar sonrasında kişilerin uzmanlarca desteklenmesi gerekiyor. Yaşama tekrar uyum sağlayana kadar geçecek sürede kişilerin endişelerini, korkularını, kaygılarını azaltmaya, yeme bozukluğu ve uyku düzensizliği gibi sorunlarını ortaya kaldırmaya yönelik olarak psikolojik ilk yardım desteği sunulabiliyor. Psikolojik ilk yardım, kişileri gözlemlemekten dinlemeye, bağ kurmaktan bilgi vermeye uzanan bir süreci içeriyor. Gerekli durumlarda ise kişiler psikolog, psikiyatr gibi uzmanlara ve uzman kuruluşlara yönlendirilebiliyor; bu kişilere psikoterapiler veya ilaç tedavileri uygulanabiliyor.

Süreçte depremzedeler, hissettiklerini anlatmaları yönünde teşvik edilmeli ama kesinlikle ısrarcı olunmamalıdır. “Kurtulduğun için şanslısın / Hayattasın, kendini toparlamalısın / Bu yaşadığın senin kaderin / Sakin olmaya çalış” gibi cümleler kullanılmamalıdır. Bunlar yerine “Her durumda senin yanındayım ve seni dinlemeye hazırım / Şu an her şeyin çok zor olduğunu biliyorum ve seni anlıyorum” ifadelerine yer verilmelidir.

Çocuklar, deprem gibi afetlerden daha fazla etkileniyor. Durumu anlamlandıramadıkları, çok fazla olumsuz görüntüye tanıklık etmek zorunda kaldıkları, duyguları daha yoğun yaşadıkları, yetişkinlerin tepkilerinden etkilendikleri için travmaları da daha ağır olabiliyor. Hele de anne baba kaybı söz konusuysa. Çocuklar öfke nöbetleri yaşayabiliyor, kâbus görebiliyor, uykudan ağlayarak uyanabiliyor, altlarını ıslatabiliyorlar (vb.) Bu nedenle çocuklara daha hassasiyetle yaklaşılması, güvende olduklarının hissettirilmesi, oyunla terapi uygulamalarının yapılması, yaşama uyum sağlamaları sürecine özen gösterilmesi fevkalade önemlidir.